Ali’nin 100 lirası, Ayşe’nin 100 doları vardır. Parasının 10 lirasını Ayşe’ye verir. Karşılık olarak 50 dolar alır.
Gelecek aylarda Ayşe’ye 10’ar lira daha vermeye devam eder. Birkaç yıl sonra Ali’nin 50 doları ve 20 lirası , Ayşe’nin ise 50 doları ve 80 lirası vardır.
Sonrasında Ayşe Ali’ye kızmaya başlar. Ali bunu telafi etmek için kalan 20 lirasını da Ayşe’ye verir. Ardından Ayşe’nin ülkesi, Ali’nin ülkesine savaş açar. Ali elinde 50 dolar ile ülkesinde dımdızlak kalır. Bu da yetmez, Ali’nin 50 doları kaybolur.
Bu matematik probleminde elinde hiçbir şeyi olmayan Ali ne yapmalıdır?
İnsanlar arasındaki ilişkiler tabi ki bu problemdeki gibi basit alışveriş problemleriyle sınırlanamaz. İnsan seviyorsa, karşısındakine bir şeyler vermelidir. Kişinin sevmesi genelde yetmez. Sevdiğini gösteremiyorsa baştan kaybetmiştir. Neden mi?
İnsanlar güvensiz yaratıklardır. Savaşların, ihanetlerin ve bunun gibi lanet şeylerin olduğu bir dünyada başka türlüsü de düşünülemez belki de. İşin garip yanı günümüzde “güvensizliğin mi bu davranışları yarattığı, yoksa bu davranışların mı güvensizliği yarattığı” sorusunun cevabı unutulmuştur artık. Bir nevi “Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar?” durumu.
Bu sebeple, birini sevdiğinizi göstermek istediğinizde bunu belirten eylemler yapmak zorundasınız. Bunun iki amacı vardır;
Birincisi, günümüz dünyasında bunlar olmadan sevginizin kanıtlanması imkansızdır.
İkincisi ise tüm sevginizi vermek yerine, sevginizin bir kısmını verip, bir anı, bir cisim üzerinde sevgi yaratıp sizde kalmış sevgi miktarını da onlar üzerinden telafi etmektir. Burada amaç kendinizde de bir miktar sevgi saklayabilmektir. Şöyle bir tanım mevcut: “Kendini sevemeyen, başkasını da sevemez”
Kaldı ki kendiniz için ayırdığınız sevginin de karşı taraf için üç kuruşluk değeri yoktur. Her insan bu şekilde düşündüğü için, her insanın hem kendine, hem de başkalarına ayırdığı sevgi kotaları bulunur. İnsanlara değerli gelen de başkalarına ayırılan kotada bulunan sevgidir.
Bu sebeple kendi payından vermeye çalışanlar denyo olarak görülür. Doğru ya, dışarıdan birşeyler ile telafi etmek dururken, başkası için üç kuruş etmeyen bir şeyi vermeye çalışmak denyoluktan başka birşey değildir.
Analitik düşünen bir akıl da gerçekçi davrandığından kendine de bir şeyler bırakmalıdır. Zira kimseye tam anlamıyla güvenilemez, sevgi sona erdiğinde elde bir şeylerin kalması istenir.
Haliyle tüm ilişkiler, o ilişkinin sona erme ihtimaline karşı önlem alınarak kurulur. Bir nevi şirket anlaşması gibi…
Gerçek aşk ise bu ilişkilerin ütopik olarak analizidir. Haliyle aşk ütopik bir kavramdır. Ütopik kavramların varlığını ise uyuşturulmuş beyinler kabullenebilir sadece.
Bana göre gerçek aşkta güven baştadır. İki taraf da sevildiğini bilir. Kişiler sevgilerinin tamamını ortadaki havuza döker ve ilişki boyunca o havuzda yüzerler. İki tarafın ilişkiye biçtiği süre sonsuzdur. Haliyle güvensizlik sorunu yoktur.
Şimdi bu havuz örneğini bir adet ütopik taraf, bir adet de gerçekçi taraf ile inceleyelim.
Ütopik arkadaş havuza bütün sevgisini boşaltır, gerçekçi arkadaş ise yarısını boşalttıktan sonra geçer havuzun kıyısına oturur. Ütopik arkadaş ise balıklama dalar ve kafasını havuzun dibine geçirir.
Bu örneği bilen, daha önce yaşayan, öğrenen insan o havuza bir daha balıklama dalmamasını bilir. Bu bilgi gittikçe daha da kişiye geçer ve sonunda yukarıdaki tavuk-yumurta ikilemi buraya da uygulanmış olur: “Havuzun dolu olduğuna inanmadığımız için mi sevgimizin tamamını dökmeyiz? yoksa sevgimizin tamamını dökmediğimiz için mi havuzun dolu olmayacağına inanırız?”
Bu sebepledir ki havuzun geri kalanını mahalleden çocukları getirip işeterek doldururuz. Bu sebepledir ki çoğu zaman insanlar gerçek aşkı yaşayamazlar…
Yorumlar
Bu aþk havuz problemi yeni
Bu aþk havuz problemi
yeni fark ediyorum
Yazmýþtým denklemini
Girdim yüzemiyorum
Zamanýn kýzlarý balýklama
atlama diyemiyorum
Ayaklarý cýrptýkca onlar
Sanki boðuluyorum
Gel suyu boþaltalým
Yeniden dolduralým
Çöz beni icinde
havuz probleminin
Bir musluk kapansa
Öbürü acýlýr
Kýzlar havuz kenarýnda acýlýr sacýlýr.
Atlamak yasak ama önüne gecemiyorum
Bir huzur icinde ben neden yüzemiyorum
Sen ortada “gel” derken
San yüzemiyorum
Sanki dibe vuruyorum
Nefes alamýyorum
Yeni yorum ekle