Ülkemizde son birkaç yılda moda haline gelmiş bir uygulama var: Sansür.
Bu cümleyi kurduğumda çoğunuzun güldüğünün farkındayım. Tabi ki ülke tarihimizin sansürlerle dolu olduğunu, bu sansürün Internet’e de yansımasıyla er ya da geç yüzleşmemiz gerekeceğini de biliyordum. Ama ülkemizdeki 10-15 yıllık tarihi boyunca bunlarla karşılaşmayınca insan “Herhalde buraya bulaşmayacaklar” cümlesini aklından geçiriyor.
Ta ki bir gerçeği farkedene kadar: Şu ana kadar ne üst seviye bürokratlar Internet’ten anlıyor ne de büyük firmalar Internet’i umursuyordu. Artık Internet de hayatımızla entegre hale geldiğine göre, ona da el atmanın vakti gelmişti. Malum, gücü olan insan anlamadığı şeyi ya yok etmeye ya da kontrol etmeye çalışır.
İşte ülkemizde de anlamayandan anlamaya başlayana doğru bir evrim gerçekleştiğine göre kontrol etme çabası da başlamış oldu. Önce keyfi engellemeler başladı. Sonra neresinden tutsanız oraya çekebileceğiniz bir sansür kanunu yaratıldı. Ardından da bu işlerden pek de anlamadığı bariz olan üst düzey bürokratlara bu tip engellemeleri uygulatma yetkisi verildi.
İşte birkaç yıllık geçmişi olan sansür tarihimiz bu şekilde başladı.
3 hafta kadar önceki yazımda bir blog yarışmasından bahsetmiştim.
Yarışmaya yapılan başvurular gözden geçirildi ve şu an kayıtlar sona ermiş bulunuyor. Oylamalar ise an itibariyle başladı.
Oylamaya katılabilmek için öncelikle giriş yapmanız onun için ise giriş formunun altında bulunan link aracılığı ile kayıt olmanız gerekiyor.
Son zamanlarda Web 2.0 aracılığı ile Türkiye’de bolca yeni projelere imza atıldığını görmekteyiz. Bu, tek başına pek bir ifade etmese de Web 2.0‘ın en önemli etkisi olan sosyal oluşumların ortaya çıkması, Türkiye’de de Internet anlamında yeni bir çığır açılmasına sebep oldu.
Daha önce de belirttiğim üzere, blogları bir araya getiren oluşumlar ortaya çıkmaya başladı. Bu sayede bloglar arasındaki iletişim artmaya, haliyle de blog yazarlığına teşvik artmaya başladı.
İşte 2008 Blog Ödülleri de bu teşviği artıran bir başka oluşum.
Videocastlere teşvikten bahsetmişken, yarın dördüncü yayınını yapacak bir radyo programından da bahsedeyim.
Pazar Sohbetleri, üç ekşi sözlük yazarının bir araya gelerek üç saat boyunca güncel konuları tartıştığı, Sourberry adlı ekşi sözlük radyo kanalında her pazar saat 18:00-21:00 arasında yayınlanan bir radyo programıdır.
Şahsen bu konferans beni çok üzdü. Zira konferansın gerçekleştiği sıralarda İstanbul’daydım. Konferansı ise Turk Blog Yazarları grubundan gelen e-posta ile duydum. Beni üzen şey ise bu e-postayı konferansın gerçekleştiği günün akşamı okumuş olmam, ve yanlış hatırlamıyorsam da e-postanın bir gün önceden gönderilmiş olması.
Bu tip bir duyurunun (e-posta olur, facebook gruplarından [grup kurucusunun tüm üyelere toplu mesaj göndermesi mümkün] olur vs.) en azından bir veya birkaç hafta önceden yapılması gerekirdi. Halbuki Türk Blog Yazarları sitesinde bile dört gün önce duyurulmuş. Biraz benim şanssızlığım biraz da bu aksaklık sebebiyle organizasyonu kaçırdım.
Neyse artık bir dahaki sefere…
Konferans videolarını tam incelemedim, fakat aklıma takılan bir sorun var;
Microsoft, ana sponsor olarak reklam vermek dışında nasıl bir katkı sağladı bu organizasyona?
Altıncı sınıfta okuyan Arjun Mehta adında bir çocuğun Silikon Vadisi’nde kurduğu oyun firması, çeşitli firmaların teşebbüsüyle 6.5 milyon dolar bütçeye sahip oldu.
Henüz açılmayan firmanın yapacağı iş MMOG‘lerde çeşitli ürünleri pazarlamak olacak. Şirketin kurulma yöntemi ise biraz daha ilginç;
Bu gencimiz beşinci sınıftayken, online oyunlarda çeşitli görevleri yaparak kazandığı cisimleri satarak kazandığı para ile bu şirketi kurmuş.
Yaklaşık birkaç haftadır yurtdışı sitelere ulaşımda çektiğim eziyetler sebebiyle [weblink:http://www.ttnet.net.tr|TTNet]‘e bir e-posta yolladım.
E-postanın içeriği için devam’a tıklayın.